Parmak ucundan birkaç damla kan alınıyor ve birkaç gün sonra o renkli rapor geliyor: yaklaşık 100 gıda “düşük, orta, yüksek” intolerans diye sınıflanmış ve “yüksek” çıkanları diyetten çıkarmanız öneriliyor. Bu tip “gıda duyarlılık testleri” bugün özellikle sporculara pazarlanıyor; şişkinliği, yorgunluğu açıklayacağı, toparlanmayı ve performansı artıracağı vaat ediliyor.
Geçenlerde yurt dışından, iki metrenin üzerinde boyu olan genç bir basketbolcu danışanım tam da bu soruyla geldi. Şişkinlik yüzünden zaman zaman yeterince yemek yiyemediğini, yağ oranının da çok düştüğünü anlattı ve bazı gıdalara intoleransı olduğundan şüphelendiğini söyledi. Büyüme çağındaki, enerji ihtiyacı bu kadar yüksek bir sporcu için gereksiz bir gıda eleme ciddi bir risk demek. Ve bu, danışanlarımdan en sık duyduğum sorulardan biri: “Bende intolerans var mı, şu testi yaptırsam mı?”
Kısa cevap: Bu testler, sandığınız gibi herhangi bir gıdaya intoleransınız olup olmadığını ölçmüyor. Spor bilimci Asker Jeukendrup ve immünolog Mike Gleeson’ın güncel değerlendirmelerini ve uluslararası alerji derneklerinin görüşlerini, SPOREL Perform Well danışanlarım için özetledim.
Yazının sonunda, gerçek bir intolerans olup olmadığına nasıl karar verildiğini de bulacaksınız.
Neredeyse tamamı kanınızdaki IgG (immünoglobulin G) düzeyine bakar; bazıları ise özellikle IgG’nin bir alt türü olan IgG4’ü ölçer. IgG, bağışıklık sistemimizin ürettiği bir antikor türüdür; vücuda giren yabancı bir proteini “işaretler” ve temizlenmesini kolaylaştırır.
Yemek yediğimizde, tam sindirilmemiş çok küçük miktarda protein parçası bağırsaktan kana ve lenf sıvısına geçer. Bu tamamen normaldir. Bağışıklık sistemi sık karşılaştığı bu gıda proteinlerini zamanla tanımayı öğrenir ve onlara karşı IgG üretir. IgG’nin işaretlediği proteinler de diğer bağışıklık hücreleri tarafından, herhangi bir iltihabi reaksiyon yaratmadan temizlenir.
Yani yüksek IgG iki şey söyler: o gıdayı sık yiyorsunuz ve vücudunuz onu sorunsuz tolere ediyor. Avrupa Alerji ve Klinik İmmünoloji Akademisi (EAACI) da gıdaya özgü IgG4’ün tekrarlayan maruziyeti ve bağışıklık toleransını gösterdiğini, aşırı duyarlılık nedeni sayılmaması gerektiğini belirtmiştir.
Bu yüzden raporlarda “yüksek” çıkan gıdalar neredeyse hep sporcunun süt, yumurta ve buğday gibi temel besinleridir.
Gıda alerjisinden sorumlu antikor IgE‘dir. IgE, mast hücreleri denen bağışıklık hücrelerinin yüzeyinde bekler; alerjen gıda geldiğinde bu hücreler dakikalar içinde histamin salar. Sonuç: kaşıntı, yüzde ve ciltte şişlikler, nefes darlığı, en ağır hâliyle anafilaksi.
IgG bu yolda yer almaz. İnsanlarda IgG4’ün histamin salınımını tetiklediğine dair ikna edici kanıt yoktur; gıda alerjisi tanısında değerini gösteren kontrollü bir çalışma da bulunmamaktadır.
Buradan iki önemli sonuç çıkar:
Raporlardaki “duyarlılık” kelimesinin ise üzerinde uzlaşılmış klinik bir tanımı yok. Diyetten bir şey çıkarınca daha iyi hissetmek, testin doğru olduğunu kanıtlamaz; her diyet değişikliği IgG’yle ilgisi olmayan nedenlerle iyi hissettirebilir.
Bu üç kelime sık sık birbirinin yerine kullanılıyor, ama aynı şeyi anlatmıyorlar:
Dünya Alerji Örgütü’nün altını çizdiği ilke şu: duyarlanma, alerji ile aynı şey değildir. Geçerli bir testte (deri prick testi ya da spesifik IgE) bile pozitif sonuç, ancak tekrarlayan belirtilerle örtüşüyorsa alerji anlamına gelir.
Bu yüzden alerji şüphesinde doğru sıralama şöyledir:
Geniş tarama panelleri, testin kendisi geçerli olsa bile iyi bir uygulama değildir: test edilen gıda sayısı arttıkça klinik anlamı olmayan pozitifler de artar ve her biri gereksiz bir kısıtlamaya kapı açar.
Avrupa çalışmalarını bir araya getiren bir derlemeye göre insanların %17,3’ü hayatının bir döneminde gıda alerjisi olduğunu düşünüyor. Kan testinde IgE duyarlanması %10,1’de, deri prick testinde pozitiflik %2,7’de görülüyor. Ancak hekim gözetiminde yapılan gıda provokasyonunda gerçekten tepki verenler yalnızca %0,9.
Bu farkın bir kısmı, şişkinlik ve karın rahatsızlığı gibi sindirim belirtilerinin çok yaygın olmasından kaynaklanıyor. Bu belirtiler gelip geçer; günde birkaç öğün yediğimiz için de kötü geçen bir gün kolayca en son yenen yemeğe bağlanıyor. Üstelik bu bağlantıyı doğruluyor gibi görünen günler akılda kalıyor, diğerleri unutuluyor. Bazı gıdalar ise bağışıklık sistemiyle ilgisi olmadan belirti yapabilir: laktoz, ya da buğday, soğan, baklagiller ve bazı meyvelerde bulunan, ince bağırsakta zor sindirilip kalın bağırsakta fermente olan karbonhidratlar (FODMAP’ler).
Beklentinin de etkisi büyük. Glutene hassas olduğuna inanan 37 kişiyle yapılan çift kör bir çalışmada, gluten eklenince belirtiler kötüleşti; ama yerine peynir altı suyu proteini eklendiğinde de benzer şekilde kötüleşti. Glutene özgü bir etki katılımcıların yalnızca %8’inde görüldü. Bir gıdanın zarar vereceğine inanmak, yani bunu beklemek, belirtileri tetikleyebiliyor. Buna nosebo etkisi deniyor ve gıda adlarını listeleyen bir test raporu da tam da bu inancı besliyor.
Sporcularda sindirim belirtileri çok yaygındır (%30–50) ve çoğunlukla gıda alerjisinden değil, egzersiz sırasında bağırsağa giden kan akışının azalması, mekanik etkiler ya da antrenman çevresindeki beslenmeden kaynaklanır. Bu yüzden işe testle değil, belirtilerle başlamak gerekir:
Kırmızı bayraklar: yemekten sonraki dakikalar ile 2 saat içinde başlayan tepki; cilt, solunum ya da dolaşımı etkileyen belirtiler; yalnızca yemekten sonra egzersiz yapınca ortaya çıkan belirtiler; dışkıda kan; açıklanamayan kilo kaybı veya demir eksikliği; geçmeyen ishal.
Önemli: Çölyak hastalığından şüpheleniliyorsa, testler yapılana kadar glutene devam edilmelidir. Test sonuçları ancak gluten tüketilirken geçerlidir.
İntoleransı gösteren bir kan testi yoktur; IgG testleri de bu işi yapmaz. Karar, klinik öykü ile başlar ama orada bitmez. Belirleyici olan, tek bir gıdanın planlı olarak çıkarılıp geri eklenmesidir: gıda çıkarıldığında belirtiler azalıyor, geri eklendiğinde aynı şekilde tekrarlıyorsa intolerans olasıdır.
“Tolere edemiyorum” hissi önemli bir başlangıç noktasıdır, ama tek başına kanıt değildir; çünkü bir gıdanın zarar vereceğine inanmak bile belirti yaratabilir.
Şişkinlik, yorgunluk ya da sindirim sorunu yaşıyorsanız, hemen bir gıda intolerans testine başvurmak yerine gelin belirtilerinizi birlikte konuşalım.
Bu yazı, Asker Jeukendrup ve Mike Gleeson’ın mysportscience’taki iki yazısından ve EAACI, WAO, NICE gibi uluslararası kurumların görüşlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
Kaynak listesini isteyenlerle ayrıca paylaşabilirim.
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.