GÖBEKLİTEPE’DEN GÜNÜMÜZE BİYOLOJİK BİR HATIRLAYIŞ
Keşfini duyduğumdan beri dünyanın merkezi olduğunu düşündüğüm bir yer Göbeklitepe. Hem de bizim coğrafyamızda keşfedilmiş olan ve coğrafyamızı da insanlık tarihi adına dünyanın merkezine konumlayan bir yer.
Göbeklitepe için ‘İnsanlık Tarihini Yeniden Yazdıran Bir Dönüm Noktası’ diyebiliriz.
Yalnızca dünyanın bilinen en eski yerleşik alanı olduğu için değil; insanlık tarihine dair temel kabulleri kökten değiştirdiği için de son derece önemli. Özellikle “önce tarım, sonra yerleşik hayat’’ anlatısını tersine çevireren bir bulgu. Yani Göbeklitepe’de insanlar yerleşik tarım yapmadan hayvanları henüz evcilleştirmeden de topluluk halinde yaşıyorlardı.
Tabi Göbeklitepe ve çevresinde keşfedilen başka tepeler de insanlık tarihi ile ilgili bize çok kıymetli bilgiler veriyor. Bu bilgiler henüz tamamlanmamış bilgiler ve bilgilerin tamamı bu yazının kapsamını bir hayli aşan bilgiler. Bu nedenle asıl merakım olan, bu yöreye ve bu tarihe ait önemli beslenme bilgilerini sizinle paylaşmak istiyorum.
Gıda, biyolojimizle konuşan bir dil gibidir. Yediğimiz her lokma vücudumuza yalnızca enerji değil, hücrelerimize ve genlerimize ulaşan biyolojik mesajlar taşır. Bu dili en iyi anlamanın yolu ise modern beslenme trendlerine değil, insanlığın en eski beslenme hafızasına bakmaktır. İşte bu noktada, yaklaşık 12.000 yıl öncesine uzanan Göbeklitepe, bize çok güçlü bir cevap verir.
DÜNYANIN EN ESKİ MUTFAĞI
GÖBEKLİTEPE’DE İNSANLAR NASIL BESLENİYORDU?
Göbeklitepe dönemi insanları henüz tarım toplumuna geçmemişti. İnsanlar çevrede bulduğu yiyecekleri gerektiğinde kullanmak üzere depoluyordu. Hayvanları ise evcilleştirmeden ancak kolay avlayabilmek için çeşitli yollarla belirli alanlarda biriktiriyorlardı. Avcı-toplayıcı yaşam tarzı sürüyor; beslenme doğal, mevsimsel ve yerel kaynaklara dayanıyordu.
Ana Besinler
Etler yalnızca kas dokusu olarak değil; ilik, organlar ve doğal yağlarla birlikte tüketiliyordu. Bu besinlerin besin yoğunlukları yüksekti ve metabolizmayı dengelemeye yardımcıydı.
Yabani Bitkiler ve Toplayıcılık
Bu besinler rafine edilmeden, taş değirmenlerde öğütülerek veya basit pişirme yöntemleriyle hazırlanıyordu. Dünyanın en eski mutfağında yapılan kazılarda çeşitli boyutlarda fırınlar da ortaya çıkartılmış.
Doğal Enerji Kaynakları
Prof. Dr. Necmi Karul, Karahantepe’de öğütme taşları, el taşları, bitki kalıntıları ve farklı hayvan türüne ait kemik parçaları bulunan onlarca yapının ortaya çıkarıldığını söyleyerek “Bunlar, çevresindeki farklı kaynakları mutfakta bir araya getiren insanların varlığını kanıtlıyor” diye belirtiyor.
Özetle Göbeklitepe’de (şimdilerde başka tepelerin varlıkları keşfedilerek bu alan genişledi ve Karahantepe’nin de dahil olduğu ‘Taş Tepeler’ olarak anılmaya başlandı) rafine şeker yoktu; kalori (enerji) doğal ve biyolojik olarak tanınan kaynaklardan geliyordu.
İnsan genleri, binlerce yıl boyunca bu tür doğal, geleneksel ve gerçek gıdalarla birlikte evrimleşti. Göbeklitepe insanının tükettiği besinler; bugün “doğal ve gerçek gıda” dediğimiz kavramın en saf hali.
Bu gıdalar:
Yani vücut bu dili tanıyor ve güveniyor.
MODERN GIDALAR NEDEN BU DİLİ BOZUYOR?
Günümüzde sık tüketilen ultra-işlenmiş gıdalar:
içeriyor. Bunlar, insan biyolojisinin evrimsel hafızasında yeri olmayan sinyaller gönderiyor. Bu sinyaller alışık olduğumuzdan daha hızlı bir kan şekeri yanıtı ya da daha karmaşık ve dolaylı yollardan açlık, tokluk sinyallerinin karışmasına yol açıyor. Daha da önemlisi kronik inflamasyonla sonuçlanan aşırı bir bağışıklık sistemi yanıtının sürekli gerçekleştiriyor olması. Sonuçta beden, sürekli bir stres yanıtı içinde kalarak; insülin direnci, enerji dalgalanmaları ve metabolik sorunlar ortaya çıkıyor.
Göbeklitepe’den bugüne değişmeyen gerçek şu: bedenimiz hâlâ doğal gıdaların dilini konuşuyor.
Vücudumuzun doğal ve geleneksel gıdalara ihtiyacı olmasının sebebi bu gıdaların, yalnızca “eski” değil; biyolojimize doğru bilgileri aktarabiliyor olmaları.
Tüm bu bilgileri günümüze aktardığımızda;
GÜNÜMÜZÜN GENLERİMİZE “FISILDAYAN” YİYECEKLERİ
Bazı doğal gıdalar, genler üzerinde özellikle güçlü ve koruyucu etkilere sahip. Bu nedenle ben bunları “genlere fısıldayan yiyecekler” olarak adlandırıyorum.
Tüm bu yiyecekler coğrafyamızda bolca bulunan yiyecekler arasında. Bu yiyecekler yalnızca “sağlıklı” değiller; aynı zamanda genetik düzeyde koruyucu bilgiler taşıyorlar.
Özet olarak;
Göbeklitepe insanı kalori saymıyordu, ama bedenine doğru bilgiyi veriyordu. Bugün biz de:
gıdalarla beslendiğimizde, bedenimiz rahatlar, ritmini hatırlar ve dengeye geri döner.
Biyolojimiz modern dünyada yaşıyor olabilir, ama hâlâ Göbeklitepe’nin dilini konuşuyor diyebiliriz.
Bu konu ile ilgili önceki SPOREL blog yazıları:
Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.